Bugün kendi alışkanlık sistemimi ele alacağım ve bu konuda edindiğim gözlemleri paylaşmak istiyorum.
Bana göre, alışkanlık yaratmanın ibadet ve ritüel boyutu çoğu zaman göz ardı ediliyor. İnsan bir işe başlamakta her zaman isteklidir, ancak bu davranışı sürdürmek çoğu zaman gerçekleşmez. Kendini geliştirmek ve çalışmalarını ilerletmek isteyen bir kişi, alışkanlıklarını bir ibadet gibi sürdürebilmeli. Bunun için ise belirli sembolik ritüeller şart.
Örneğin benim için masaya oturup gözlük takmak, o gün hiç motivasyonum olmasa bile, gözlüğü takar takmaz odağımın artacağı inancını yerleştirmekle başladı. Bu süreç elbette bir iki günde gerçekleşmedi. Masaya oturup okuma veya yazma işlerine başladıkça, zamanla odağımı gözlüğü takar takmaz işe koyulmaya endeksledim.
Ne zaman bu bir ritüel haline geldi, tam olarak bilmiyorum. Ancak kötü uyuduğum, düşük motivasyonda olduğum veya hiçbir şey yapmak istemediğim zamanlarda, masaya oturmayı takip eden gözlük takma ritüeli sayesinde odak tekrar geldi. Bu süreç, insanın zihninin kendi kendine şekil verebileceğini düşündürüyor. İnsanın kendi zihnini manipülasyona uğramasına ve ibadetin doğasındaki kişinin kendi gerçekliğindeki deneyim olarak algılanmasını ise başka bir yazıda derinlemesine ele alacağız.
Burada, ünlü psikolog William James’in “Alışkanlık, yaşamın büyük bir bölümünü şekillendiren temel bir güçtür” sözünü anımsamak yerinde olur. James, alışkanlıkların hayatı kolaylaştırdığı kadar, kişinin kendi davranışlarını bilinçli olarak yönlendirmesine de olanak tanıdığını vurgular. Benim deneyimimde de görüldüğü gibi, ritüel haline gelmiş bir davranış, motivasyonun düşük olduğu anlarda bile odak sağlayabilir.
Davranışçılık ekolü öğrenme konusunda elbette çok fayda sağladı. Ancak farkında olmadan, insanlar kendi zihnini etkili bir şekilde yönlendirme gücüne de sahip olabilir. Tekrarlayan davranışlar öğretir; Fakat bu süreç, yalnızca öğrenmeyle sınırlı değildir. Burada konumuz sürdürülebilir rutinler olduğundan, bu yönü detaylandırmayacağım.
Rutinlerin Birbirine Bağlanması
Alışkanlıkların ibadet yönünün ötesinde, çoğu zaman göz ardı edilen bir diğer önemli unsur rutinlerin birbirine bağlanmasıdır. Basit bir işin yapılması, bir sonraki işin otomatik olarak yapılmasını etkiler. Hiç yapılmayan bir rutinin, diğer rutinlerin harekete geçmesini engellediğini gözlemledim.
Beyin, yapılan bir işin enerjisini tüketmek yerine, onu başka bir işe aktarır. Ben buna Rutin Bağlanması diyorum. Gün içinde ne kadar fazla rutin varsa, yeni işlere ayrılacak enerji ve odak da o oranda artıyor. Yani, yapılacak işlerin hacmi büyürken, motivasyon kaybolmuyor; aksine üretim ortaya çıktığı için enerji transferi gerçekleşiyor.
Bu yaklaşım, Nietzsche’nin “Hayat, bir dizi küçük alışkanlık ve tekrar edilen eylemlerden oluşur” görüşüyle de örtüşüyor. Nietzsche, bireyin küçük davranış zincirleriyle kendi karakterini ve yaşamını şekillendirdiğini vurgular. Benim deneyimimde de birbirine bağlı rutinler, bir damar ağı gibi işleyerek kişinin üretkenliğini ve odak kapasitesini koruyor.
Birbirine bağlı rutinlerin kırılması daha zordur. Çünkü bu, bir damar ağı yaratır. Damar ağı geliştikçe, yıldız bulutsusu gibi yayılır ve kişinin odaklandığı alanlar değişse bile, yaptığı işe erişim sabit kalır.
Hatta, bazı rutinler tamamen bırakılmış olsa bile, birkaç rutin düzenli olarak devam ettiğinde, sistem hâlâ canlı kalır. Örneğin basit bir Duolingo çalışması bile bir “sürekli yanmakta olan köz” gibi işlev görür; enerji sürekli harlanabilir durumda kalır. Bu, düşük motivasyon dönemlerinde bile rutinin yeniden harekete geçmesini kolaylaştırır.
Ritüel, Kimlik ve Sürdürülebilirlik
Rutinler sadece işleri kolaylaştırmaz; aynı zamanda “ben kimim?” sorusuna da yanıt verir. Masaya oturup gözlük takmak, sadece odaklanmayı değil, aynı zamanda “şu anda düşünen ve üreten bir kişiyim” kimliğini de pekiştirir. Bu kimlik-ritüel bağı kurulduğunda, rutinler neredeyse bir manevi anahtar gibi işler.
Burada, modern psikoloji ve felsefenin kesiştiği bir nokta var: Carl Jung’un bireyin ritüel ve semboller aracılığıyla kendi bilinçaltıyla kurduğu bağa verdiği önem. Ritüel, bireyin kendi içsel kimliğini pekiştirmesi ve hayatına anlam katması için bir araçtır. Benim gözlüğü takma ritüelim de bu bilinçli sembolizasyonun bir örneği olarak görülebilir.
Özetle, alışkanlık sisteminin kutsal yönü, tekrarlanan eylemlerin sağladığı odak ve enerji akışıyla birleştiğinde ortaya çıkıyor. Rutinlerin birbirine bağlanması, minimum sürekliliğin korunması ve ritüeller aracılığıyla kimlik inşası, sürdürülebilir çalışma metodunun temel taşlarını oluşturuyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder