" - Dün gece buradaydı , dün gece buradaydı! " diye söyleniyordu . Fakat bunu fiziksel olarak sadece fal taşı gibi dönen gözleri ve ağzını garip bir hâle getirip yapıyordu.
Öğretmen merak etti . Ama bir müddet sormaya çekindi . Deli ona verilen çayı yudumlarken şöyle fısıldadı:
Öğretmen iyiden iyiye meraklanmış ve esrarengiz bir olay olduğunu anlamış bir merakla deliye sordu :
" -Kim gelecek ? "
Deli :
" - Damgezen"
Öğretmen :
" Damgezen de kim ? "
Tam bu sıra kahvehanedekiler araya girdi :
Deli birden köpürüp kapıyı vurdu çıktı.
Öğretmen delinin söylediklerini merak ediyordu . Aynı zamanda deliyi konuşturmadıkları için köy halkının insanlarından da şüphelenmişti . Acaba kimdi bu Damgezen ya da neydi . Vakit akşamdan hallice olmuştu . Öğretmen evinin yolunu tutarken güneşin son kızıllıkları da gitgide kayboldu . Öğretmenin evi mezarlığın az ilersindeydi. Köy halkı ona bu evi tahsis etmişti. Yürümeye devam ediyordu. Uzun çamların olduğu yolda yürürken cırcır böceklerinin çığlıklar attığını işitiyordu . Mezarlığın önünden geçerken deli bir anda yolunu kesti. Öğretmen korkmuştu:
" -Ne yapıyorsun be adam çekil önümden" diye bağırdı
Deli :
"- Yarın akşam yine gelecek diye yineledi"
Öğretmen:
" - Kim bu damgezen" dedi
Deli :
" - Onu tanımak istiyorsan köyün çıkışındaki yaşlı kadının evine git " diye fısıldadı.
Öğretmen eve gidiyordu fakat kararını değiştirdi. Hemen hızlı adımlarla yola koyuldu . Allah'ım nasıl bir şey bu damgezen diye kafasını kemiren sorularıyla adımlar atıyordu. Kadının evine az kala evin birinin tepesinde simsiyah bir gölge gördü . Odaklanır odaklanmaz gölge kayboldu. Biraz afallayıp şaşkınlık yaşadıktan sonra yoluna devam etti. Nihayet kadının evine varmıştı. Ev ahşaptan yapılma harabe denecek seviyede bir evdi. Kapıyı çaldı . Ses çıkmadı yine çaldı bu sefer seslenmişti de kadın seslendi :
- Kimdir o
Öğretmen :
- Teyze , ben bu köyün muallimiyim . Sana bir kaç soru sormak istiyorum . İçeri girebilir miyim ? Diye sordu
Kadın usulca :
- Gel dedi.
Öğretmen, kapıyı araladı içeriye doğru yöneldi bastığı yerler gıcırdıyordu. Koridorda yaşlı kadın onu karşıladı . Kadın orta boylarda zayıf uzun burunlu ve çökük gözaltlarına sahip yürürken tekleyen bir görüntü sergiliyordu. Ama kadının gözlerindeki karanlık öğretmeni iyiden iyiye ürkütmüştü. Oturma odasına geldiler.
Kadın:
- Otur evladım sor ne soracağın varsa ' dedi
Öğretmen :
- Hanım teyze köydeki deliyi bilirsin bana yakın zamandır bir varlıktan bahsedip durur .Seni de bana o söyledi git ondan öğren dedi. Bu varlığın adı Damgezen'miş nedir bu nasıl bir varlıktır? Diye sordu
Kadın gözlerini ayırdı . Elleri titremeye başlamıştı. Biraz sakinledikten sonra anlatmaya başladı:
- Muallim bey , adını zikrettiğin şey bir cinnidir. Bu cinni köye musallat olmuş büyük bir kabiledendir. Çocuklar ondan çok korkar. Çünkü bildiğime göre gece yarısı damlara çıkan çocukları kaptığı gibi alıp ucarmiş. Çokça çocuk böyle kaybolmuştur evladım. Bu gördüğün divane onu görüp elinden kaçabilen tek insanoğludur.
- Ama teyzem o beni bilir diye sana yönlendirdi. Herkes bilirmiş köyde olanları oysa ki.
- Halkımız bu konuları konuşmayı pek sevmez. Hala içlerinde inanmayanların var olduğunu biliyoruz. Dersen ki senin özelliğin ne teyze ben de sana derim ki...
Kadın elini kaldırdı ve evin oturma odasından gözüken mutfağın penceresini kapattı. Öğretmen, panikledi ve bilimsel düşünceyle "rüzgardır herhalde"dedi. Bunu düşündüğünü anlayan kadın güldü. Bir el hareketi daha yaparak bu sefer mandalı sıktı. Ardından yüzü bembeyaz kesilen öğretmene bakarak.
- Korkma yavrum. Bizden sana zeval gelmez. Ama bir daha buraya uğrama dedi.
- Öğretmen , onay verdikten sonra aşağı indi ve dışarı çıktı. Evine doğru hızlı hızlı ilerliyordu. Evinin olduğu sokağa yöneldiğinde içini iyiden iyiye korku salmıştı. Gerek nefes egzersizleri gerekse türkü söyleyerek kaygısını bastırmaya çalıştı. Evi görme alanına girince yürümeye devam edip anahtarı çıkardı. Anahtarı hızlıca yuvasına sokup hemencecik açmaya yeltendi fakat arkasından hızla bir gölgenin geçtiğini hissetti. İnsanda bazen böyle "sanki orada bir şey vardı hissi" olur. Fakat bu sefer o kadar gerçekçiydi ki aklı almıyordu. Başka iş yapabileceğini bilse köyde durmaya devam etmez derhal istifasını verirdi. Ancak çarşıya uydurulabilcek bir hesabı da yoktu. Eve girip uzunca bir uykuya daldı. Aradan iki ay kadar zaman geçmiş köyün üzerine beyaz bir gelinlik giydirilmişti. Zemheri zamanlarıydı. Halk halen ketum halen samimiyetsizdi. Öğretmen,sabaha doğru ezan sesiyle uyandı. Okula gitmek için hazırlanacaktı. Elbisesini ütüleyip tıraşı için banyoya yöneldi ancak evinin diğer odasının tahta penceresi aniden açıldı ve içeriye giren soğuk hava koridordan banyoya teneffüs etti. Hemen gidip pencereyi kapadı. Olağandı böyle şeyler evler eski ya da kafası yoğun olacaktı ki pencereyi gevşek bırakmıştır ondan dolayı oluyordu. Öyle mi oluyordu yoksa her tuhaf şeye aklını yitirmemek için akla dayalı şeyleri gerekçe göstererek kendine soyut bir kalkan mı yaratıyordu bilinmez. Akabinde tıraşını olduktan sonra okula doğru seğirtti. Bugün okula gelen öğrenci herhalde kıştan dolayı çok azdı. Ahali fakirdi giyecek sorunu çok fazlaydı. Üzerleri ince olan 5 öğrenci soba etrafında doluşmuş birisi odun atarken diğerleri hareketle ısınmaya çalışıyordu. Öğretmenin derse başlaması gerekti ama gel gör ki bu titreme ile mümkün değildir. Biraz sonra çocuklarının sohbetini işitti. Çocuklar aralarında futbol konusuyorlardı. Kendisi de severdi futbolu eskiden lise yıllarında doya doya oynamışlığı da vardı ya ondan dolayı severdi. Şimdi sadece fırsat buldukça izleme düzeyinde ve lakırdısını yapacak kadar futbol ile ilgileniyordu. Çocuklarım futbol muhabbetleri devam ederken bir öğrenci arkadaşları Hayri'nin iki gün önce kaybolduğunu söyler gibi oldu olayı bilen diğer arkadaşları el işareti ile susması gerektiğini söylediler ama öğretmen kulak kabarttı ve sordu:
- Ne olmuş Hayri'ye nereye kaybolmuş?
Çocuklar sessiz bekledi. Öğretmen yineledi:
-Ne olmuş dedim çocuklar neden susuyorsunuz? Deyiverin
Çocuklar Kemal:
-Hucam, Hayği vadı bilir misin? Bir ara okula geldi de babası sürü gütsün atık ekek oldu deyu oluldan aldıydı
-Bilirim de hele
-Heh işte onunla bizim Nadiğ'i bilirsin
-Nadir... Şu kavgaları bitmeyen Nadir... Eee nolmuş
-Valla hocam denilene göğe, yani Nadiğ'in anlattığına göğe, bu ikisi iki gün önce akşama doğğu zeytinlikteymişle işte koyun otlat keçileğle uğğaş falan deken biğbileğine hava kağağınca oyun ede olmuşlağ işte efendim bak kağşıda bi ışık vağ, aha kağakoncul geliyoğ kağa yenkten biğ isimleğ düşünelim falan sonra...
Kemal'in sözünü arkadaşı Yahya keserek:
-Hocam boşverin bunlar korkmaya yer arıyor. bu
Babam dedi erkek adam bunlardan korkmaz. Böyle şiylere inanman diye de ikaz etti. Ama sen merak ediyorsan devamını ben anlatayım. Bu şişko peltekten dinlemeyin. Öğretmen, gözüyle Yahya'yı ikaz eder gibi bakıp onun da başını hatasını anlayıp eğmesinden sonra söze başlaması için işaret verdi ve sonra Yahya:
-Hocam, bunlar koyun güderken şakalaşıyorlar işte ama galiba bunlar bütün köve de şaka yapmak istiyor ki böyle bir oyun etmişler.
(Devamı gelecek, öğretmen olayı akla uydurmaya çalışacak ve kendisi dahil gördüklerini kitlesel bir sanrıya yoracak ve olaylar gerçek olunca hikaye karmaşıklaşacak)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder