Bir şey hakkında bilgisi, mâlûmâtı olmak, o şeyi öğrenmiş bulunmak bilmek olarak ifade edilir.
Farkında oluş kendi dışındaki gerçekleri, nesne veya olguları bilme durumu olarak tanımlanır.
Kendi hayatının öznesi olan insan,bilme durumunda sanki bildiğine dair mülkiyet sahibi gibi tanımlanırken farkında olmak konusunda daha silik bir yapıya sahip görünüyor.Tanımlar bize bilmede öğrenmiş olunan ve artık cebimizde bulunan harcanmaya müsait bir cephane iması yapıyor. Farkında olmakta ise kendimiz dışında olan şeylere vurgu daha ağır görünüyor.Ancak tam burada yanılma payının ve eleştirel düşünmenin önüne bilmek tanımında yani öğrenmek odağında bir bariyer konuluyor. Kişiler, sahiplendiği deneyimleri,ezberleri ve öğretileri bir mülkiyet çatısında değerlendiriyor ve tıpkı dil,din,eş, çocuk, akraba,soy ve kültür gibi bilgiyi de dokunulmaz ve kutsal bir boyuta sokuyor.Böylelikle insanların doğrularına karşı şüphe tohumları ekilemiyor.Bu da maalesef kritik edemeyen bir yığın yaratıyor.Kaygım, insanların septikler gibi sürekli her şeyden şüphe ederek ontolojik olarak nihilist ya da sürekli "var oluş sebebim ne" diyerek mental olarak derealize bir insan topluluğu beklentisi değil.Her birey her an ne ontoloji ne epistemoloji yapmak zorunda değil zaten.Bu belki sadece kıtacıların ya da belki fransız entellerinin mastürbasyonu olabilir. Ama eminim benim için korkunç bir görüntü olarak anılır.Her sahipli öğrenime, en azından bir "acaba yüzdeliği" bırakmak gerektiğini düşünüyorum.Kutsalların birçoğu(din,dil,oğuzluk vs.)benim de sahiplendiğim kutsallar. Ancak kutsalları, benlik adlı bilinç ve bilinç öncesi hâli otokontrol sanrısı olabilme ihtimali olan (bkz:kontrollü halisünasyon/Seth,2016/.https://aeon.co/essays/the-hard-problem-of-consciousness-is-a-distraction-from-the-real-one) bilinçaltı hâli ise tamamen bizden bağımsız olan üç gözlü odaya kilitleyip yine eleştirel olmayan kalıp ve örtüşen deneyimlerle beslersek hiçbir yere varamayız.Aksine hata payı bırakılan şeyler yeni sorular doğurabilir ve hata payı mevcut hâllerini sürekli olarak her alımlayıcı bireyde yeniden yapılandırır. Evet bu biraz rölativizme kapı aralayan bir yapı ama
Leibniz,evrenin işleyişindeki ahengi ve güzelliği açıklarken şuna benzer bir benzetme yapar:
Bir tabloyu çok yakından incelediğinizde, sadece renkli noktalar, dağınıklık ve hatta çirkinlik görebilirsiniz. Ama tabloya uzaktan ve bütün olarak baktığınızda, bu noktaların bir uyum ve düzen oluşturduğunu, hatta estetik bir güzellik taşıdığını fark edersiniz. Bu düşünce bize kesitsel görüşlerin bütüne ve bir tekilliğe hizmet ettiğini ifade ederken mercek değiştirmek ile kaotik düzlemi de görebileceğimizi belirtir.İşte düşüncelerde bırakılacak hata payları,sınırlı empatiye sahip kesitlerimizin sinapsları gibi düşünülebilir. Böylelikle daha büyük bir amacın nesnesi olma fırsatı doğar ve nihahi amaç veya kutsallarımız kurumayacak bir pınar gözü gücü kazanır. Yani eleştirel bir pay bırakmak aslında kutsalları yok etmek değil onu geleceğe taşıyarak yaşatmak demektir.Bilmek, bizim bu genel şablonlarımıza tıkayıcı bir etki yapar.Fakat farkında olmak veya farkındalık,insanları tam olarak kestiremese de bir şeylerde yanılma payı bırakır ve buna ilave olarak ayrım denilen kavramı ortaya çıkarır. Yani farkındalık aynı zamanda bize tasnif etme potansiyeli de yaratır. Piaget'e göre
deneyimler beyinde şemalar olarak yerleşir ve yeni şemalar ile dengesiz hâle gelerek bilginin üzerine yenisi eklenerek yeni bir inşa süreci başlar.Nihayetinde yeni bir şema oluşur. Bu tür son basamağına gelmiş şemalar insanda "güven" hâlini doğurur.Bir deneyim hâli "evet ben bunu biliyorum korkulacak bir durum söz konusu değil"yorumuna benlik bir sütun olarak yaslanır.Ancak farkındalık hâlinde kişi dengesizlik fazında kalır bu eleştirellik,yaratıcılık ve tasnif yeteneği demektir.Farkındalık;beynin mevcut bilginin ve durumların yanlışlarını elemesiyle o bilgiye yeni ve geçerli bilgileri raptederek hem mevcut bilginin bir katmanda muhafazasını sağlar hem de gelişim seyrinde yeni ürünler ortaya koyar.Bunları yaparken ayrımları da ayrı bir zihinsel çekmeceye koyar. Farkındalık da bir bilme hâli denilip daha büyük bir bilme kümesi içine sokulabilir.Ama farkındalığı bilgideki "bilme" hâlinden ayıran nokta bir "bilememe" hâlini de beraberinde getirmesidir.Bu beraberlik farkındalığın dualitesiyken bana göre bilmedeki "bilme" hâli bilmemenin bir bütünü değil ayrık bir hâlini ifade etmektedir.Dolayısıyla bu itiraza böyle itiraz edebilirim.Tüm bunlardan hareketle insanlara büyük bir önerim olmayacak elbette ama konuşurken veya üzerine düşündükten sonra "farkındayım" eylemini "biliyorum" eylemine tercih etmenin daha mantıklı olabileceği kanaatindeyim. Ya da "biliyorum" eylemini bu yazı sonucu artık "farkındayım" gibi kullanmak bile işlevsel olabilir. Ya da bilmek ve farkında olmak arasında bir "ayrım" yapabilecek farkındalığın olması bile benim için yeterli gelebilir. :)
Dipnot: Vâkıf olmak ve hâkim olmak arasında da bu saydığımız özelliklere benzer ama içinde ayrım olan noktalar vardır. Hâkim olan bir kişi bilgiyi yönetecek ve yön verecek şekilde hem içinde hem kuşbakışı olarak bilginin planlayıcısı,yöneticisi ve uygulayıcısı şeklinde ayrı ayrı rollere bürünebilir. Vakıf olan çoğunlukla ya bilir ya uygular ama öğrenciye daha yakındır. Oysa hâkim olan ustaya daha yakındır. Kelimelerin kabul gören ve bir anlamının diğerini de kapsadığı sözcükler semantik bir sorundur. İnsanlar, bir anlamın kastını daha yakın anlaması için hem verilen anlamı hem de aksedilen farkları daha iyi bilmelidirler.
Bu soru biraz “çok gezen mi çok okuyan mı “ gibi bir soru, yani cevabından çok cevaba götüren tartışma önemli. Farkındalık’ın bilgiden ayrılan en önemli yanı bence insanın aynayı -nihayet-kendinden başka bir yere çevirebilmesine olanak tanıması. Çünkü farkında olmak , bildiklerinden oluşan kendi-lik duvarını biraz olsun aşabilmeyi gerektirir. Leibniz örneğindeki gibi tabloya uzaktan bakabilmek için de.
YanıtlaSilİnsanın bu denli kendine odaklanması,kendini aramak ,bulmak,bilmek gibi büyük eylemlere soyunmasının sonucunda ise tabloya geriden bakmak zorlaşıyor. Bir şeyleri bilmeye olan açlık, (örneğin;kişisel gelişim zırvası olan kendini bil sloganları) hedonik bir hale sürüklüyor insanı. Öğrendikçe haz alan,ama onları yaşamıyla entegre edemediği için haz yorgunluğu yaşayan bir kesim var. Yorgun entellerimiz. Bilgi yüklendikçe,bu bilgiyle yoruldukça övünen insanlar. Halbuki bilgiyle yoğrulmak gerek. Bunun bir sonucu olarak da merak ve hayret duygusunun azalması söz konusu. Nitekim dopamin-ödül /ceza sistemlerimizin işgali sebebiyle hayata karşı daha az ilgili insanlara dönüşüyoruz. İlginin,hayretin,merakın olmadığı yerde fark’lı olan kıymetli olmuyor ve “farkında-lık” oraya hiç uğramıyor.
Haklısınız, asıl amaç sorunun bizi bir yerlere götürmesi.Mesela benim bilmek diye tanımladığım fiile başkası Popper'ci bir anlam verir ve hiç de benim sınırladığım kadar dar bir çerçeve olmaz. Ancak yine Popper'in bahsettiği bizden bağımsız nesnel gerçeklere ortaya bizden bir şeyler koyarak ulaşabiliyoruz(Bkz.dünya1-2-3).O yüzden ayrımları onları sınırlayarak belki gerçeğe gidebilecek enstrümanlar olarak kullanmak istedim yorumunuzla zaten bu ayrımın sebebini çok iyi belirtmişsiniz.Kendilik duvarını aşabilmek için bir şeyler yapmak dediğiniz gibi bazı durumlarda kuyruğunu yiyen yılan gibi aynı döngüye sokabilir ama işte zaten farkındalık aynı zamanda bir otokontrol meselesi olduğundan bazı doyma noktaları belirleyip "şu an ne yapıyorum" sorularıyla soluklanarak, belki biraz lateral düşünerek kendimizden dışarı çıkabilmeye gayret edebiliriz. Ayrıca son dediğiniz duruma da katılıyorum. Bizim ahalide Dostoyevski vb. aforizmalar yüzünden çok bilmek depresif bir hâl ile iç içe geçmiş.Tıpkı acıyı ve hüzünü istemiyormuş gibi yapıp bundan zevk alma meselesi gibi "ben çok bilgiliyim bu karanlığım o sebepten ben bunu çok istemiyorum ama ne yapayım böyleyim" tarzı gereksiz bir esinti var.Bu yüzden "bilgi yüklendikçe acı çekiyorum bunu görün her şeyi bilmek çok acı" biçiminde saçma yaklaşımlar,bana kilosundan memnun ama bile isteye zevki için kötü beslenen şımarık insanın yemek sonrası yakınmaları gibi geliyor. Yani dediğiniz gibi sağlıklı öğrenmeler yaşamda sindirilmedikçe sadece bir imaj yaratıyor. Şekilci bir toplumda yaratılan bu imaj değer görebiliyor. Yorumunuz için teşekkür ederim.
YanıtlaSilrica ederim,okur’unuz bol olsun
Sil